Osmanlı’da 400 yıl süren derbi! Taraftarlar yıktı geçti, II. Mahmut devreye girdi

Betül Yasemin Keskin / Milliyet.com.tr – Adına ‘cirit’ denilen oyun, Osmanlı İmparatorluğu döneminde aslında sarayda doğsa da zaman içerisinde halk arasında da popüler oldu. At üzerinde oynanan spor dallarından biri olan bu oyunda at üzerindeki sporcular, ciritlerine rakiplerine karşı isabetli bir şekilde atarak hakimiyet sağlamayı hedefliyordu. Sarayın eğitimden sorumlu kısmı olan Enderun’da bir hayli yaygın olan bu oyun, hem askerleri savaşa hazırlamak hem de onların daha sportif olmalarını sağlamak amacıyla oynanıyordu. Zaman içerisinde giderek ününe ün katan bu oyunda giderek daha da çok takım oluşmaya başladı. Padişahların bile takım tuttuğu cirit, Enderun’daki içoğlanlar için önemi büyüktü. Enderun’da başlayan ve millileşen ciritin rakip takımları Lahanacılar ve Bamyacılar ise durumu olduğundan daha keyifli hale getirdi. Kütahya Dumlupınar Üniversitesi Öğretim Üyesi, Osmanlı Tarihçisi Prof. Dr. Emine Dingeç’e sorduk.

Cirit, Türklerin kullandığı en eski savaş aletlerinden biri olarak kabul edilen bir çeşit mızrak olarak biliniyor. At üzerinde bu mızraklarla oynanan oyunun adı ise ciritti. Sarayda, köyler ve kasabalarda, geniş meydanlarda, düğünlerde, ilkbahar aylarında veya pazar meydanında yıllarca oynanan bu oyunun bir zamanlar oldukça yaygın ve kıymetli olduğunu söylemek mümkün. Ciritin yaygın bir şekilde severek oynanması zaman içinde ‘Lahanacılar’ ve ‘Bamyacılar’ gibi takımları ortaya çıkardı ve böylelikle işler çok daha eğlenceli bir hale büründü. Ancak her şeyden önce Cirit’in Osmanlı’daki doğuşunu ve özelliğini anlamakta fayda var.

Osmanlı İmparatorluğu’nun fetret döneminden sonra yeniden ayağa kaldıran Çelebi Mehmet’in Amasya’da valilik yaptığı 1413-1421 yılları arasında Suluova’da düzenlediği cündiler (biniciler) cirit müsabakası aynı zamanda yıllar sürecek bir rekabetin tohumlarını atacaktı. Çelebi Mehmet çekişme heyecanlı ve zevkli olsun diye dörtyüz atlıyı lahanasıyla ünlü Merzifonlularla, bamyasıyla ünlü Amasyalılardan seçmişti. Lahanacılar ile bamyacıların mücadelesini izleyenler yarışın kızıştığı anda oyuncuları cesaretlendirmek için “Ha gayret Lahanacılar!”, “Vurun Bamyacılar!” diye tezahürat yapması bu takımların isim oldu.

‘EN BÜYÜK KRİTER ZEKA VE KABİLİYETTİ’

Osmanlı İmparatorluğu’nun eğitim sisteminin bir parçası olan Enderun birçok alanda olduğu gibi himayesinde olan kişilerin spor hayatlarıyla da ilgileniyordu. Sarayın mektebi olan Enderun’da devletin önemli makamlarına getirilecek olanlar burada eğitiliyordu. Bu mektebe alınmaktaki en büyük kriter zeka ve kabiliyetti. Okulun temel amacı da padişaha ve saltanata itaatkâr, dürüst, güvenilir, mütevazı, dayanıklı, sabırlı, nezaket sahibi, faziletli, savaşçı bir devlet adamı yetiştirmekti.

‘CİRİT BİR SAVAŞ OYUNUDUR’

Vücutlarının sağlıklı olması için kuvvet çalışmaları yapan öğrencilere mektepte at üstünde durma, atı doğru bir şekilde kullanmak öğretiliyordu. At üstünde ciritle oynamak ise bu işin en üst ve en eğlenceli noktasıydı. Prof. Dr. Emine Dingeç, ciritin nasıl bir oyun olduğunu şu sözlerle anlattı: “Cirit oyunu, tam bir savaş oyunudur. Bu oyunun sarayda özellikle itibar görmesinin nedeni ciritin Enderun’un eğitim sisteminin gereği olmasıydı. Bu idmanlarla içoğlanlarının her gün meşgul olmaları sağlanırdı. Oyun aracılığıyla içoğlanlarına savaş tatbikatı da yaptırılırdı. Böylece ata iyi binen ve iyi silah kullanan savaşçılar yetişirdi. Cirit oyunlarında tek hedef sadece askeri değil aynı zamanda atı da savaşa hazırlamaktı. Yapılan antrenmanlarla hem at hem de cündi forma girerdi.”

‘SÜREKLİ BİR ELEMEYE TABİ OLUYORLARDI’

Cirit oyunlarının cündilerin kendilerini göstermeleri için bir fırsat olduğunu ileten Prof. Dr. Emine Dingeç, “Enderun’daki yaşam, içoğlanlarının sürekli bir elemeye tabi olmalarını gerektiriyordu. Yetenekliler üst odalara yükseltiliyordu. Elemelerde etkili olan iki ölçüt vardı. Bunlardan biri üstün yetenek, ikincisi de padişahın mutlak güvenini kazanacak özellikler taşımaktı” dedi.

Söz konusu iki hususun gündelik yaşam içinde görülen hizmetlerde de anlaşılabildiğini fakat en iyi görüldüğü yerin bu yarışma ve oyunlar olduğunu da sözlerine ekleyen Prof. Dr. Dingeç, takım ruhu içinde bir yandan kişiler yeteneklerini sergilerken bir yandan da takım arkadaşlarıyla uyum, yardımlaşma, feragat, ait olduğu grubun şan ve onurunu öne çıkarma gibi özellikler burada daha net şekilde ön plana çıkardığını hatırlattı.

PADİŞAHLAR BİLE İKİYE BÖLÜNDÜ, ŞOVA DÖNÜŞTÜ

Cirit, takımlarla oynanan bir oyundu. Enderun’da cirit oynayan cündiler zamanla adları tarihe geçen ‘Lahanacılar’ ve ‘Bamyacılar’ı yarattı. ‘Lahanacılar’ ve ‘Bamyacılar’ birbirlerinin ezeli rakipleriydi. İki takımın karşılıklı atışması herkesin merakla izlediği bir şova dönüşürdü. Padişahlar bile cirit müsabakalarında kendilerine bir takım tutardı. Ciritin hem saray içinde hem de saray dışında gördüğü itibar işi daha çekici bir hale getirdi. Artık padişahların bile tarafsız kalamadığı cirit ülkenin dört bir yanında biliniyordu.

“Arapçada ‘asker’ anlamına gelen cündi, binicilikte iyi olanlar için de kullanılan bir sözcük. Cündi olmak isteyen acemi cündi, cirit alaylarından birini seçerek ‘Lahanacı’ veya ‘Bamyacı’ gruplarına dahil oluyordu. Acemi cündinin eğitimi, Cündibaşı’nın kendisine atadığı usta bir cündi tarafından gerçekleşiyordu. Cündilik eğitimi, Enderun’da veriliyor ve dersler Topkapı Sarayı içinde Kıztaşı mevkiinde, Gülhane’de, Beşiktaş Sarayı’nn çinili meydanında gerçekleşiyordu. Eğitimin sonunda cündiler, ata çabuk ve çevik inip binmeyi, at üzerinde kılıç, ok ve tüfek kullanmayı öğrenmiş olurdu. Eğitimi tamamlanan cündiler, cündi ağalarının onayı ile, üstat cündi ünvanı olan keskinler sınıfına dahil olurlardı.”

‘BENİM GÜZEL LAHANAM’ EN BÜYÜK KANITI OLDU

Osmanlı padişahlarının da kendi içlerinde bu takımları tuttuğu hatta tuttukları takımlara methiyeler düzdükleri biliniyor. Örneğin II. Mahmut’un Bamyacılar’ı, III. Selim’in ise Lahanacılar’ı tuttukları biliniyor. Her ikisi de bulundukları dönemde tutukları alayın taşını diktirmiş, şiirler yazmış. III. Selim’in ‘Benim Güzel Lahanam’ adlı şiiri de bunun en büyük kanıtı. Bu şiirde lahana takımının övülüp göklere çıkarıldığını bamya takımının da yerildiği görülüyor.

‘Lahanacılar’ ve ‘Bamyacılar’ın sarayda takım ruhunu oluşturmakta büyük bir rollerinin olduğu kesin. Her takımın kendine has kıyafetleri, bayrakları ve sembollerinin olması ise durumu daha da pekiştiriyor. ‘Lahanacılar’ın kırmızı kadife şalvar ile yeşil gömlek giydikleri ve yeşil bayrak taşıdıkları biliniyor. ‘Bamyacılar’ın ise kırmızı ve mavi renkleri tercih ettikleri kayıtlarda yer alan detaylar arasında.

“Topkapı Sarayı’nda şehzadelerin bulunduğu dairenin içindeki ocakta lahana ve bamya sembolleri bir arada yer almaktaydı. Şehzadelerin eşyalarına, kılıçlara, hançerlere adı geçen sebze motifleri işleniyordu. Bunun yanında meydanlara lahana ve bamya sembolleri olan sütunlar dikilirdi. Hatta taraftarlardan hayır işlerinin üstüne anıt olarak yaptırdıkları gibi öldükleri zaman mezar taşı olarak da diktirenler oldu. İki grup halinde oynanması nedeniyle Enderun’da günümüzün spor takımlarına benzetebileceğimiz alaylar, taraftarlık kültürünün doğmasına neden oldular. Sarayda doğan bu kültür dalga dalga tebaaya yayıldı.” Prof. Dr. Emine Dingeç

Topkapı Sarayı’nda Bâb-ı Hümayun’dan birinci bahçeye geçildiğinde, sağdan deniz yönüne doğru eski Gülhane Hastahanesi’ne inen yolun solunda, Cephane Meydanı denilen yerde iki sütun dikkati çeker. Bu sütunlardan soldaki Lahana, sağdaki ise Bamya anıtıdır.

‘BAMYA’YA LEZZET, LAHANAYA KUVVET’

Osmanlı padişahlarının bile önem verdiği bu oyunda elbette sık sık tehlikeli anlar da yaşanıyordu. Cirit sporunun tarihinde de olaylı bir müsabaka tarih sayfalarında kendine yer bulmuş durumda. Prof. Dr. Emine Dingeç, olaylı müsabakayı şöyle anlattı: 

“Lahanacılar ile Bamyacılar arasında gerçekleşen müsabakalar bazen çatışmaya dönüyor, hatta sporun ve rekabetin ötesine geçiyor ve taraftarlar arasında ciddi bir husumet yaşanabiliyordu. Örneğin 1812 yılında II. Mahmut huzurunda Büyükdere’de oynanan oyun çok heyecanlı ve sert geçti. Taraftarlar, ‘Bamya’ya lezzet Lahana’ya kuvvet’ diyerek tezahüratta bulundular. Oyunun sonunda Büyükdere çayırı savaş alanına döndü.”

O OLAYDAN SONRA BİR DAHA CİRİT OYNANMADI

Cirit’in sert oynana bir oyun olduğunu ve müsabakaları padişahların izlemesinin işleri daha da sertleştirdiğini söyleyen Prof. Dr. Emine Dingeç, sporcuların kendilerini kanıtlama çabalarının dönem dönem sorunlar yaratabildiğinin altını çizdi. Cündilerin bazen oyun oynadıklarını unutup işi hırsa döndürdüklerini ileten Prof. Dr. Dingeç cirit oyununun resmi olarak son bulmasına sebep olan olayı da aktardı:

“2 Kasım 1816 yılında II. Mahmut zamanında Çırağan Yalısı’nda yapılan bir cirit oyununda Çopur Hasan Ağa’nın Şuayıp Ağa’ya kin beslemesi ve oyun alanı dışında pusu kurarak Şuayıp Ağa’yı düşürür. Şuayıp Ağa aldığı yaradan dolayı altı ay yatakta kalır fakat iyileşemeden 1817’de vefat eder. Şuayıp Ağa’nın ölümü hem Enderun Ağalarını hem de II. Mahmut’u çok üzer. II. Mahmut bu vesile ile bir daha cirit oynatmaz ve cirit oyunu 1826’da resmi olarak son bulur.”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir